Ben kısaca House M.D. ama sen bana uzun uzun Hekimoğlu de!

Sıkı durun! Bugünlerde televizyonu açtığınızda, yerelleştirilmiş House M.D. yani Hekimoğlu dizisiyle karşılaşabilirsiniz. Zeki, alaycı Gregory House’nin yerini de Timuçin Esen almış.

Dizinin orijinalini bilenler, aslında bunun da bir Sherlock Holmes uyarlaması olduğunu bilirler. Bu defa aşırı zeki dedektifimiz suçluların değil de, gizemi çözülemeyen hastalıkların peşindedir. Dolayısıyla Hekimoğlu dizisi, uyarlamanın uyarlaması olmuş.

House M.D’yi hatırlayalım

House M.D. dizisinde başrolü oynayan Hugh Laurie (Gregory House), alanında eşsiz bi adam. Çözülemeyen hastalıklara tanı koyar, tedavi eder. Bu özellikte bi insanı herkes sever, dimi? House’yi sevmek o kadar kolay değil çünkü mütevazılığın kıyısından bile geçmez Gregory House. Bence de geçmesin zaten, adam sonuna kadar haklı. Bu konudaki ukalalığına bi de yaşadığı dayanılmaz ağrı eklenince, huysuz, aksi, iğneleyici bi herif olup çıkıyor bizim House.

Diğer Uyarlama Diziler

Gelelim uyarlama diziler hakkındaki düşüncelerime. Shameless dizisi Türkiye’ye uyarlanacak dediklerinde çok önyargılıydım. Dizinin sahip olduğu dinamiğin Türkiye’ye asla uymayacağını, uydurulamayacağını düşünenlerdendim ama Bizim Hikaye ismiyle ülkemize uyarlanan diziyle bence çok başarılı bi iş çıkarttılar. Her gün barda vakit geçiren Frank, bizim topraklarımıza girince kahvehaneden çıkmaz oldu ki bence çok isabetli bi tespit. Burada da alkolünden vazgeçmedi ve el altından demlenmeye devam etti. Bu noktada Reha Özcan’ın da hakkını teslim etmek gerek.

Hekimoğlu bekleneni verebildi mi?

Sırf Bizim Hikaye hatrına, Hekimoğlu’nu çok önyargısız biçimde izledim. Hatta bi nebze de sevindim çünkü orijinalini izlememiş olanlar için, televizyonda her gün birbirinin aynısı senaryolara sahip dizilere mahkum olan insanlar için güzel bi alternatif olacağını düşündüm. Buna rağmen, Bizim Hikaye’nin yanından bile geçemeyecek ucuz bi kopya olarak kalmış.

Logo, poster, intro derken bütün tanıtım öğeleri House M.D. ile aynı yapılmış. Bunların arasında yalnızca intro müziği farklı ki bence hiç de fena olmamış. Belli ki kendi yorumumuzu kattığımızda da ortaya güzel işler çıkıyor, neden orijinaliyle aynı poster fotoğraflarını çektik, aynı intro’yu hazırladık, aynı logoyu kullandık? Kaldı ki, eminim Hekimoğlu isminin fikir babası, bu ismi bulduğunda müthiş bi sevinç yaşamıştır; H ile başlayan ve tıp alanına uygun mükemmel bi isim buldum, diye.

Gelelim sahnelere. Poliklinik diyaloglarına varıncaya kadar her şeyi birebir çektiniz, peki. Kamera açılarını kopyalamak nedir abi? House’nin odasında sandalyesine oturup, topu havaya attığı sahneyi tepe açıdan çekince, bu diziye nasıl bi katkı sağladınız?

Dizinin akışında alışık olduğumuz üzere, doğru yolu bulmadan önce defalarca hata yapan doktorumuz Hekimoğlu, çoğunlukla başka bi hastadan bahsederken evreka anı gelir ve günün yıldızı olur. Fakat dizinin ilk bölümündeki evreka anı biraz zorlama. Sebebine gelince; orijinal hikayenin ilk bölümünde, Dr. House, hasta öğretmenin evinde bulunan domuz pastırmasından yola çıkarak beyninde tenya olduğunu düşünür. Hekimoğlu ise; evinde bulunan çiğ köfte, evet, yanlış duymadınız çiğ köfte yüzünden aynı tanıyı koyar. Bildiğiniz Battalbey özeniyle paketlenmiş çiğ köfteyi gören doktorlarımız, “etli miydi, etsiz miydi” tartışmasından sonra çiğ köftenin etli olmasından şüphelenirler ve Hekimoğlu der ki; “beyninde tenya var”. Abi, paket servis yapan çiğ köftecilerin hangisinde etli çiğ köfte satılıyor bu ülkede?

Dizinin genel hatlarıyla ilgili eleştirileri fazla detaycı bulabilirsiniz. Hatta “öeah…anti-quote” bile diyebilirsiniz. Eğer çiğ köfte ayrıntısı gibi daha pek çok şeyi kopyalamak yerine yorumlamış olsalardı, bu tip detaylar önemsiz sayılabilirdi. Aradaki yedi farkı bul oyununa döndüğünde ise, bu farkları görmek işten bile değil.

Son bir parantez de Timuçin Esen için açmam gerek. Müslüm Gürses göndermeleri yüzümüzü gülümsetti. Bunun dışında House karakteri için antipatik yönünün biraz ağır bastığını söylemek gerek. Bu kadar bilgili, aykırı düşüncelere sahip, ukala bi karakterin tepkilerini böyle yüksek perdeden göstermesi, “her şeye rağmen” kendisini sevmeyi çok zor kılıyo. He bir de; Hugh Laurie’nin de müzisyen olmasıyla ilgisi olabilir ancak biz House’yi duvarında gitarlarıyla sevdik. Umarım ilerleyen bölümlerde Timuçin Esen’i de müziğe olan sevgisiyle görürüz bir yerlerde. Bi sonraki yersiz eleştirime kadar, adios!